27 Temmuz 2010 Salı

" Titreme daha fazla kalbim..Bağışla kendini artık ,onu da bırak gitsin..Bırak gitsin ! O senin ezel gününden kaderin...Sen onu nasılsa bin kere daha Seveceksin......! "

BİRHAN KESKİN

25 Temmuz 2010 Pazar

Ben Bir Rüya Kızıyım

ben bir rüya kızıyım geçerim kalbinizden
lâle kanı damlatır saçlarım yeryüzüne
göz yaşlarım yûsuf’tur kuyusunda ömrümün
kervan bir seher vakti gül alınca denizden
züleyha bir kölenin gönlünde hazân olur
saray ki, yenilgidir utancın toprağında
sevdası yüzyılların ardında nâzân olur

rüya ölür; ben bilmem ölümün rengi nedir
kalemlerin ucunda damıtırım ruhumu
mezarlık bekçileri tutunur düşlerime
avuçları bembeyaz, bıyıkları incedir
yalnızlık, içlerinde âteş-i suzân olur
aynasında mâsiva görününce ansızın
her damlası bir gönül titretir, nâzân olur

ben bir rüya kızıyım, ağlatırım kuşları
gecenin ıstırabı çoğalır tüylerinde
işâret parmağımdan “mor mürekkep” yayılır
elif okur, nûn yazar içimin nakkaşları
hayal yurdunda leylâ külbe-i ahzân olur
yıkanır nil nehrinin sularında sevgiler
çöllerde hasbahçeye dönüşür, nâzân olur

bir kurt nasıl çekerse içini kuytularda
çöllerde bir rüyayı nasıl ararsa hüzün
her masal bir armağan getirir ötelerden
kandil yüzlü periler yürüyünce sularda
“kayıp padişah”ların tahtında mizân olur
kum saat, maviyi sızdırır gökyüzüne
aşkın şahdamarında birikip nâzân olur

ben bir rüya kızıyım, şehrâyindir gözlerim
bir yâkub hasretiyle eritir tenhâları
nerdesin ey sonsuza gidenlerin baharı
alev üstünde yürür, mâverâyı özlerim
canda açan karanfil tende su-i zân olur
bakarım en vefalı burcundan ayrılığın
derde düşünce şâir, efsane nâzân olur

nurullah genç

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Marifet...

marifet hiç ezilmemek bu dünyada
ama biçimine getirip ezerlerse
güzel kokmak
kekik misali
lavanta çiçeği misali
fesleğen misali
itır misali
isâ misali
yunus misali
tonguç misali
nâzım misali


bedri rahmi eyuboğlu

15 Temmuz 2010 Perşembe

MASA DA MASAYMIŞ HA!

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
...Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip CANSEVER

13 Temmuz 2010 Salı

Gözlerine Bakarken

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:

sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan. ..

Nazım Hikmet RAN

UZUN YAĞMURLARDAN SONRA

Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra birgün
Bir sızlar yanar içinde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürsen beni unutma

Yeni dostlar yeni rüzgarlar gelir geçer
Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
Kahredersin başın önüme düşer
Düşerse beni unutma

Gülten AKIN

Sonbaharda Ayrılma

Camlarda birdenbire başlıyordun
Camlarda bitiyordun birdenbire.
Ayrılığa dönerken etekle baş
Dalların arasında birdenbire,
Sonbaharın bu en kanlı yemişi,
Yokluğun düşüyordu ellerime
Artık burnumda göz pınarlarının
Kokusu, sıkıntılı ve bulutlu,
Yağmurun inmesini bekleyerek
Boşluğunda bakınıyorum ürkek.
Naspoli ağacı var ya, o senin
On bir vapuru geçiyor, o senin
Senin ne varsa bir kez sana değen,
Eski sokak, gökyüzü ve fesleğen.


OKTAY RIFAT

6 Temmuz 2010 Salı

Yıldızlar ateşböceği sanılmaktan korkmazlar...

“düsünüyorum da,
sanirim en büyük korkumuz oldugumuz gibi görünmek.
yumusacik kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin kesfedilmesi,
cesaretsizligimizin anlasilmasi,
korkularimizin paylasilmasi
sanki zarar görecegimizin en büyük isareti.
kabuklarimizin altinda
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayiz.
ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarimizin ardinda.
hissedilmeden, el degmeden, sevgimizi göstermeden.
istiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
kirpiler ve kaplumbagalar gibi.
sahi koruyor mu bizi bu çatlamamis sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularimizi, inançlarimizi, benligimizi?
yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansitmiyor mu gerçek kimligimizi?
duygularimizi bastiriyor, el ele tutusmamizi engelliyor mu?
eger bir yildiz gibi isil isilsam ve bir yildiz kadar parlak.
ne çikar atesböcegi sansalar beni.?
belki en hoyrat yürek bile atesböceginin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluguna el kaldirmaya kiyamaz?
güçlü kapilarin arkasina kilitlemesem kendimi, korkakligimi, sevgi istegimi
en insani yönlerimi kayitsizca sunabilsem
bu sert kabugun agirligindan kurtulup
bir kus gibi uçacagim özgürce.
anlasilacagim ve bir ayna gibi yansiyacagim
karsimdakine.
o da çözülecek belki.
samimi ve güvenliksiz, silahsiz biriyle göz göze gelince.
oysa bir görebilsek bunu.
kalmadi böyle insanlar demesek.
güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
kirilmaktan korkmasak.
incinsek, yaralansak.
ne olur bir darbe daha alsak.
yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabugu.
denesek.
risk alsak.
yanilsak.
fark etmez.
tekrar, tekrar bikmadan denesek.
ve kucaklassak yeniden.
tipki eskisi gibi.
ne oldugunu anlayamadigimiz o onbes yildan öncesi gibi.
o zaman fark edecegiz.
ne kadar özledigimizi birbirimizi.
neler biriktirdigimizi,
kaybolan degerlerimizi ne kadar özledigimizi.
beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
vakit az, paylasmak, sarilmak için.
yasadigimiz cografya zor, sartlari agir.
yüregi daha fazla küstürmemek lazim.
sirtimizda agir küfeler, her gün katlanan.
ve kosullar bir türlü düzelmeyen.
sevgiye çok ihtiyacimiz var.
ufukta kara bir kis görünüyor.
ancak birbirimize sokulursak atlatiriz o günleri.
kirin o sert, o agir kabuklarinizi.
kurtulun bu yükten.
korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
yalnizliga mahkum ediyor bizleri.
hem hepimiz bir yildiziz.
ne çikar atesböcegi sansalar bizi. "

tagore