29 Haziran 2010 Salı

..AŞK..

Aşkın bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun sözleştiği ve birbirini sevdiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı. "Ama" dedi biri "hesapta ruhun tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var". diğeri "buldum zannedip de yanılmak var" diye ekledi. "Bulup da tanıyamamak var" dedi biri. "Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var" diye tamamladı diğeri.."

Nazan Bekiroğlu /Cam Irmağı Taş Gemi
Seni korkutacak geçtiğin yollar,

Arkandan gelecek hep ayak sesim.

Sarıp vücudunu belirsiz kollar,

Enseni yakacak ateş nefesim

Kimsesiz odanda kış geceleri,

İçin ürperdiği demler beni an!

Deki: Odur sarsan pencereleri

Deki: Rüzgar değil, odur haykıran!

Necip Fazıl
Ey bu toprakta birer nâş-ı perişan bırakıp
Yükselen, mevkib-i ervâh!.. Sakın arza bakıp
Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var…
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!..
Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!..
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

Mehmet Akif

Tekfurun Kızı

ben seni alamam ah holofira
azığım tam takır bineğim nalsız
bir bende geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum

ben seni alamam ah holofira
sade yoksulluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam
bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eylenme emi
pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hemde gece bassam iti uykulu
şöyle ya allah’la bohçanı dürsem
amma ki alamam

yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
koşumun gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm rabbim gafurdur
bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

Süleyman Çobanoğlu

Leyla sevmek hoştur ama

Leyla sevmek hoştur ama,
Mecnun olmak başkadır başka.

Yare varmak hoştur ama ,
Yaren olmak başkadır başka.

Ateş olmak hoştur ama,
Yanık olmak başkadır başka.

Ömer Hayyam

Sen İstanbul Kokardın

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul’un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

Göklerden hicran yağdı, İstanbul’lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi…
Utanır, intihar ederdi ölüm,
Hayata rest çekip ağladığımda,
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi…
Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
Kah aşkı yağan kar tanesi
Kah Leyla tüten rüzgardın
Zambak gibi leylak gibi,
Sigaramda duman gibi
Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

Dayadım ondörtlüyü İstanbul’un şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
Sensizken, İstanbul’da bir kez olsun gülmedim
Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek ‘sen sen’ diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor

Serdar Tuncer

Yeryüzünde yalnız benim serseri…

Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.

Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,
Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,
Gölgemin peşinden yürür giderim…

NFK

Bu yol nereye gider


Bir kuğunun boynuna dokunurken?
Yol bir yere gitmez içerde
Düz saçlara uğrar
Ayak üstü bir akşamüstü
Her plansız ürperişin sonu
Hüsran ve hüsran
Çok sanat müziği bir kelimedir


Yol bir yere gitmez
O bir durma biçimidir
Yol yoluyla gidebilir yare
Yoldan çıkabilir apansız
Ve ömür bitebilir yoldan önce
Ama yol bir yere gitmez
O bir durma biçimidir
Yaşamak
Hızlı bir ölme biçimidir
Düşünce ışıktan yavaşsa
Erken gidilmelidir
Gerdan sözcüğüne
Bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
Bir kasapta da
Kalbin sızlamaz
Bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
O bir beslenme biçimidir
Ama korkarsın
Kurdun sevdiği havadan
Ayakkabı yaparsın yılandan

Yol bir yere gitmez
O bir durma biçimidir
Her garantiyi istersin hayattan
Oysa ölümle yaşam arası
Uzun malum ince bir yol
Bir yere gitmez
O bir ölme biçimidir

İyi yolculuklar denmez bir gidene
Yapılamaz çünkü
Çok yolculuk bir seferde
Yolcu denmez her gidene
Herkes o yolun taraftarı olmayabilir
Hiç bir sürgün
Gittiği yolu sevmez mesela

Yol bir yere gitmez
O bir susma biçimidir
Soğuk bir taşıtın uğultusunda

YILMAZ ERDOĞAN

5 Haziran 2010 Cumartesi

ÜLKE

saat çini vurdu birden: p i r i n ç ç ç
ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
kasketimi egip üstüne acilarimin
sen yüzüne sürgün oldugum kadin
karanlik her sokaktaydin gizli her kösedeydin
bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. mavi.
birtakim genç anneleri uzatirdi bir keman
sen tutar kendini incecik sevdirirdin
bir umuttun bir misillemeydin yalnizliga

yalniz aski vardir aski olanin
ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
sen yüzüne sürgün oldugum kadin
kardesim olan gözlerini unutmadim
çocugum olan alnini sevgilim olan agzini
dostum olan ellerini unutmadim
karim olan karnini ve önlerini
orospum olan yanlarini ve arkalarini
iste bütün bunlarini bunlarini bunlarini
nasil unuturum hiç unutmadim

kibrit çak masmavi yanardi sesin
ormanlara ormanlara yüzünün sesi
en gizli kelimeleri akitirdi agzima
su karangu su acayip su asyali askin
solugu kesen agulayan ormanlarinda
yasadim o kisa ve korkunç hükümdarligi
ve çarpintili yüregim saçlarinin akintisinda
karadeniz'e karisirdi ordan akdeniz'e
ordan da daha büyük sulara

geceyse ay hemen tazeler minareleri
kur'an sayfalari satilan sokaklardan
ölüm bir çesit sevgiyle uçar
ölüm uçar çocuk yüzlere
ben o sokaklardan ne kadar geçtim
damagimda dilinin yosunlu tadi
önce bugulu sonra cam gibi parlak sonra bugulu yine
birtakim tavsanlari andiran birtakim su hayvanlarini
pazar pazartesi günlerini ve haftanin öbür günlerini
yine sali çarsamba persembe cuma cumartesi

bir basak ufak ufak bildirir konya'yi
o basakta o konya'da seni ararim
ben simdilerde her seyi sana bagliyorum iyi mi
altin ölçü çift ölçü ve altin karsiliksiz
para basma yetkisini firat'in suyunu palandöken'i
erzincan'in düzünü asma bahçelerini babil'in
antalya'nin denizini o denizin dibini
bes türlü yengeç yasayan sularinda
çaganoz adi pavurya çingene pavuryasi ayi pavuryasi
bir de çalpara

bilinir ne usta oldugum içlenmek zanaatinda
canimla besliyorum su hüznün kuslarini
sen kalabalikta bulup bulup kaybettigim kimya
yoklugun gayri suradan suraya geldi
bir günler sölenlerle egemen ülkende
simdi iri gagali yalnizliklar dönüyor
n'olur agzindan baslayarak soyunmaya
bir kez daha sür hayvanlarini üstüme üstüme
çik gel bir kez daha yikintilardan
çik gel bir kez daha beni bozguna ugrat


Cemal Süreya